id=”6gh5yt”
Dersi Asiste Etmek Ne Demek? Bir Anın İçindeki Hayal Kırıklığı ve Umut
Kayseri’nin soğuk sabahlarından birinde, kampüsün taşlı yollarında yürürken, o kadar karışık duygular içerisindeydim ki, aslında ne hissettiğimi bile tam olarak anlayamıyordum. Bugün, üniversite hayatımda “dersi asiste etmek” ile ilgili hayatımın en büyük dersini alacağım gündü. “Asistansız geçmeyecek bir gün mü bu?” diye içimden geçirerek, okulun en karizmatik profesörlerinden birinin dersini asiste etmeye gitmek için yola koyuldum. Ama içimde bir belirsizlik vardı. Yani, gerçekten hazır mıydım? Gerçekten bu sorumluluğu taşıyabilir miydim? O sabah bunları düşünerek, bir anlamda hayal kırıklığıyla karışık bir heyecan hissediyordum.
Başlangıç: “Sadece Yardımcı Olacağım”
İlk başta bana bu görev sadece “yardımcı olmak” gibi bir şey gibi gelmişti. Yani, profesörün anlattığı dersin önceden belirlenmiş notlarını dağıtmak, soruları yanıtlamak, öğrencilerin sorularını dinlemek… Ne kadar basit, değil mi? Ama her şeyin düşündüğüm gibi olmayacağını, o günkü ilk adımımı atarken çok geçmeden fark ettim. Benim için her şey yeni bir deneyimdi ve bu deneyi yaşarken içinde kaybolmamak da çok zor görünüyordu. Okulun en zor derslerinden biri olan “İleri Seviye Psikoloji” dersinde, öğrencilerin donanımını test etmek ve onların sorularına doğru cevaplar vermek… İşte tam da bu noktada dersi asiste etmek, hiçbir zaman düşündüğüm kadar basit bir şey olmadı.
Beklentiler ve Gerçekler
O gün, ders başlamadan önce profesörüm bana çok tatlı bir şekilde yaklaştı. “Bugün seninle beraber öğrencilerin sorularını yanıtlayacağız, seni de konuşmalarımıza katacağım. Eminim çok faydalı olacaksın,” dedi. Gözlerindeki o güveni görmek, bana bir anda büyük bir sorumluluk yükledi. “Ne kadar güzel, insanlar bana güveniyor,” diye düşündüm, ama bir yandan da kaygılarım içimi kemiriyordu. Birkaç gün önce, üniversiteye yeni başlamış bir öğrencinin bana sorduğu bir soruya “bilmiyorum” diye cevap verdiğimi hatırladım. Bu kadar büyük bir sorumluluk altına girmeye gerçekten hazır mıydım? Beklentiler beni çok zorluyor gibiydi.
Ders başlamadan önce tüm öğrencilerin yerleştiği o büyük sınıfın kapısını araladım. Herkesin gözleri bende… Sanki herkes, “bu kişi ne kadar yardımcı olabilir?” diye bir soru işaretiyle bakıyordu. İşin komik tarafı, onların ne düşündüğü çok da umurumda değildi. Ancak kendi içimde, başarısız olma korkusu, benden önce gelmişti. Bu da, biraz garip bir şekilde bana ders vermeye başlamadan önce bile özgüvensizlik yaratmıştı.
İlk Yardım: Kısa ve Acılı
Dersin başında profesör, geleneksel olarak dersin birkaç ana hatlarını aktardı. Her şey, aslında çok tanıdıktı. Ama birkaç dakika sonra işler karışmaya başladı. Bir öğrenci, “Hocam, bu teoriyi biraz daha açar mısınız?” diye sordu. Profesör hemen bana bakıp, “Tabii, sen anlatmak ister misin?” dedi. Benim kalbim, bir anda küt küt atmaya başladı. Şimdi sıranın bana gelmesi gerektiğini fark ettim. “Ben mi?” dedim, sanki hiçbir şey bilmiyormuşum gibi. Ama bir şekilde dilim tutulmadı ve düşündüm ki, “Evet, aslında buradayım ve bu soruyu ben de yanıtlayabilirim.” Kısa ama yoğun bir anın ardından, kelimelerim boğazımda sıkışıp kalmadan, teoriyi açıklamaya başladım. İlk birkaç cümlede bocalasam da, birden ne kadar doğru şeyler söylediğimi fark ettim. İnsanlar bana bakıyordu, bazıları biraz kafasını sallayarak beni dinliyordu. O an, bana en çok yardımcı olan şey kendi içimdeki o ses oldu: “Evet, belki de başarılı olabilirim.”
Hayal Kırıklığı ve Kendine Güven
Ama işin gerçeği, bu kadar kolay bir yolculuk değildi. Zaman ilerledikçe, bazı öğrenciler daha fazla soru sormaya başladılar ve ne yazık ki hepsine cevap verebildiğimi söyleyemem. Bir tanesi, sürekli “Bunu daha açık anlatabilir misiniz?” diye sorarak beni zorluyordu. Bu, beni gerçekten duygusal olarak yıprattı. “Neden böyle zor bir soruyu ben yanıtlıyorum?” diye düşündüm. Bir süre sonra, içimdeki o küçük ses “Belki de yeterince iyi değilsin” diye mırıldanıyordu. Bu düşünceler beni çökertti. Ve o kadar basit bir şekilde, sadece birkaç soruya bile net bir cevap veremediğim için içimde bir hayal kırıklığı oluştu. O an anlamıştım ki, asiste etmek sandığım kadar basit değilmiş. İnsanlar seni sorularıyla test eder, ama sen bu sorulara hazırlıklı olmalısın. Hazır değildim.
Geriye Bakınca: Umut ve Öğrenme
Dersten sonra profesörüm bana yaklaşıp, “Çok güzel bir başlangıç yaptın, ama biraz daha sabırlı olman gerek,” dedi. O an gerçekten ne hissettiğimi anlatamam. Bir yandan çok mutlu oldum, çünkü profesörümün söyledikleri beni biraz daha güvenli hissettirdi. Ama bir yandan da biraz hayal kırıklığına uğramıştım. “Acaba gerçekten başarılı olabilecek miyim?” diye sorarken, bir taraftan da “Evet, belki bu işi öğrenebilirim” diye düşündüm. O günden sonra, dersi asiste etmek bana, sadece bir şeyler anlatmak değil, aynı zamanda kendi içimdeki sınırları keşfetmek ve bu sınırları aşmak anlamına geliyordu. Aslında asiste etmek, sadece yardım etmek değil; bir yandan da kendine güveni geliştirmek ve korkuları yenmekti. Ve belki de en önemlisi, insanlar sana bir şeyler sormadan önce, senin kendi sorularına verdiğin cevabı bulman gerektiğiydi.
Sonuçta, Dersi Asiste Etmek
Bugün, dersi asiste etmenin ne demek olduğunu biraz daha net bir şekilde anladım. Asistansız, öğrenme yolculuğu eksik olurdu. Ve bu yolculukta her hatamız, her yanlış anlamamız bizi bir adım daha ileri götürür. O günden sonra, dersi asiste etmenin anlamını, sadece başkalarına yardımcı olmak olarak değil, aynı zamanda kendimi de tanımak ve en iyi versiyonuma ulaşmak olarak görmeye başladım. Evet, belki bazen hayal kırıklığı yaşarım, ama her denemem, beni biraz daha güçlü kılar. Ve bu, asiste etmenin gerçek anlamıdır.